Arap Baharı sonrası Türk dış politikasındaki değişimi

Türkiye’nin Arap devrimleri konusundaki pozisyonu genel belirleyiciler ve ilkeler tarafından yönetilmektedir.Bu ilkeler Arap halklarının taleplerini desteklemek, protestocular ve göstericilerle herhangi bir güç veya şiddete başvurmayı reddetmek ve Arap devletleri ve devrimleri konusunda dış müdahaleyi kabul etmemk, Türkiye’nin değişimin tamamen içsel olmasını tercih etmesi ve değişimin bir modele göre gerçekleşmesi şart değil, her ülkenin koşulları ve sosyal ve politik yapısı göz önüne alındığında, bir ülkeden diğerine farklılık göstermesi anlamında.

Türkiye’nin Arap Baharı ile ilgili dış politikası birkaç aşamadan geçti: ilk aşama: bekleme ve beklenti, ikinci aşama, destek ve son olarak doğrudan müdahale. Son yıllarda, Türkiye, Arap Baharı ülkelerindeki ve Türkiye’deki durumu etkileyen olaylardan sonra, ulusal güvenliğini, Kuzey Suriye ve Libya’daki askeri operasyonlar gibi Arap Baharı olaylarının sonuçlarından korumak için daha sert bir politika geliştirdi.

Aslında Türkiye, Arap devrimleriyle sabit bir tutum sergilemedi, aksine bazen çelişkiye yol açan tutumlar benimsedi. Tunus’taki olayların başlangıcında Türkiye temkinli bir duruş sergiledi; bu durum, devrimin kıvılcımının Mısır’a aktarılmasıyla nispeten gelişti; Türkiye’nin, Mısır ve Tunus’ta mevcut rejimin reformları uygulamaya koyması ve halkın taleplerini yanıtlaması için uluslararası taleplere katıldı. Daha sonra rejimi kamuoyunda eleştirmeye ve ayrılmasını talep etti[1].

Libya ile ilgili olarak, Türkiye başta Fransa ve sonra (NATO) liderliğindeki yaptırımların ve askeri müdahale planlarının uygulanmasına karşı çıktı ve Türkiye, arabulucu rolünü oynamak için çatışmaya taraflarla açık kanalları korurken, insani yardım çabalarına katkıda bulunmak için girişi benimsemeye daha yakın görünüyordu, ama sonunda Batı baskısına tepki gösterdi ve NATO ile birlikte Libya’ya askeri müdahale etti.

Türkiye’nin pozisyonu Bahreyn konusunda daha temkinliydi, Türkiye tüm partileri kaos yaratmamaya çağırdı, Bahreyn rejimini doğrudan eleştirmeden reform çağrısında bulunudu, ve protestocuların reform girişimlerine aynı anda cevap vermelerini talep etti, birlikte bölgedeki Sünni / Şii bölünmesinin tehlikeleri konusunda uyardı.

Aynı şekilde, Yemen durumunda Türk rolünün ortaya çıkışı da azaldı, doğrudan müdahaleden kaçındığı yerde, Türkiye, demokratik dönüşüm yoluyla Yemen’in geleceğini iyileştirmeyi istedi, Yemen krizine yönelik Körfez girişimine verdiği desteği dile getirdi. Son olarak, Türkiye, Suriye’deki durumdaki gelişmelerle mücadelede ikili bir yaklaşım benimsemiş, Türkiye dostu rejimini korumak ve desteklemek, diğer taraftan devrimcilere sempati, tacit destek ve talepleri, ancak durum gelişti Türkler daha sonra Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı iktidardan çekilmeye çağırdı.

Ama yakında olaylar beklentilerin tersine döndü: Mısır’da bir darbe, Yemen, Suriye ve Libya’da bir iç savaş ve Suriye’ye bir Rus askeri müdahalesi, bu olaylar, ekonomik çıkarlarını ve Arap ülkeleriyle siyasi ilişkilerini uzlaştırmak zorunda kaldıkları ciddi bir ikileme yol açtığı için Türk dış politikasına gerçek bir meydan okumaydı.

Ayrıca Ghazi Parkı olayları, başarısız darbe girişimi, Gülen cemaati ve yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi iç olayların Türk karar alıcısı üzerinde büyük etkisi oldu, Türkiye’nin rolünü zayıflattı ve Arap bölgesinde, özellikle de Arap Baharı ülkelerinde geri çekilmesine yol açtı[2].

Arap Baharı 2011 olayları sırasında ve sonrasında gerçekleşen tüm bu olaylar, bir yandan ekonomik çıkarlarını ve Arap ülkeleriyle siyasi ilişkilerini uzlaştırmak zorunda kaldıkları ciddi bir ikileme neden olduklarından, Türk dış politikasının önünde gerçek bir meydan okumayı temsil ettiAynı zamanda, Türkiye ahlaki yükümlülüğünü yerine getirmek zorundaydı, Demokrasiyi ve halkların adalete ulaşan demokratik sistemlere erişim hakkını desteklemek. Türkiye’nin dengeyi sağlama çabaları sırasında Türkiye’nin pozisyonu çok farklı şekillerde geldi. Tarafsızlık, tereddüt, destek, pozisyon değiştirme ve girişimler arasındaydı.

Bazıları Türkiye’nin Arap Baharı’na yönelik dış politikada başarısız olduğuna inanıyor, çünkü Türkiye hiçbir tarafsızlık pozisyonu taahhüt etmdi, ve devrimci hareketlere ve Müslüman Kardeşler’e verdiği destek, Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle olan etkisini ve iyi ilişkilerini kaybetti.

Ancak diğerleri, Türkiye’nin Arap devrimlerini destekleyen politikasının, ezilen Arap halkını adaletsizliğe karşı desteklemek için insani açıdan olduğuna inanıyor ve Arap arenasında doğrudan bir etki elde etmek biraz başarılı oldu. Son yıllarda, özellikle başarısız darbe girişiminden sonra, Türkiye politikası Suriye ve Libya’da gördüğümüz gibi açık ve bazen askeri müdahaleye dönüştü. Türkiye’nin Arap dünyasına yönelik mevcut politikas(Daha güçlü politika), Türkiye’yi, örneğin Libya’da olduğu gibi, ulusal çıkarlarını ve güvenliğini korumak için askeri gücüna kadar kullanmaktadır.

sonuç olarak, Bazıları Arap Baharı sırasında ve sonrasında Türk siyasetinin başarısız olduğunu görürken, diğerleri başarılı olarak görüyor, ancak kesin olan şey, Türk dış politikasında köklü değişiklikler var, Turkiye olayın gözlemcisinden olay yapıcıya dönüştümüştür.  Durum ne olursa olsun, ekonomik, politik ve güvenlik gerekçeleri, Türk siyasi karar vericisini Arap Baharı olayları konusunda açık bir pozisyon almaya motive eden en önemli nedenler arasındaydı. Türkiye, etkin rolünü yüksek menfaatleri uğruna kullanmak istiyor, Tunus’ta başlayan, Libya, Mısır, Suriye, Bahreyn ve Yemen’den geçen olayların ilk günlerinde bu açıkça görülmektedir. Algıların çoğunun bölgede Türk rollerinin sürekli ortaya çıkma olasılığını ve Türk politikalarının Arap dünyasındaki durum üzerindeki etkisinin devam ettiğini göstermektedir. Türkiye, Türk ve Arap çıkarları arasındaki farka bakılmaksızın mutlaka Arap bölgesinde gerçek bir varlık göstereceğini düşünmektedir.


[1] Manal Fahmy Al-Batran. (2019). Turkish pragmatism and Arab revolutions “2002-2016” by researcher Manal Fahmy Al-Batran Cairo: The Egyptian General Book Authority, first edition, 2018. Al-Naqid Magazine, (03), 239-244.

[2] Turkey’s Foreign Policy After the Arab Spring: How Did Ankara Came to Adopt a Selective Participation Policy? East Center for Strategic Research, Galip Dalay, January 3, 2017. https://research.sharqforum.org/?p=3948, accessed on 8 June 2020.